Felsefe Yeni Yazı

TERCİHLERİMİZ

Selamdan sonra bu köşede daha ziyade eğitim, sanat ve estetik konularını tercih edecek ve onlar üzerine kelam etmeye çalışacağız. Ben Türkiye’nin son yıllardaki sıkıntılı durumunu şöyle özetliyorum: Türkiye’nin problemi eğitim, eğitimin problemi de öğretmendir. Eğitimde yapacağımız güzel bir düzenleme, durgun suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgalar gibi, çalışma hayatımızın diğer alanlarına da yayılır.  Bilim, teknoloji ve iletişimin bu kadar ilerlediği bir çağda, eğitim sistemimizi pedagojiye ve ülkemizin ihtiyaçlarına göre yeniden, bu sefer kalıcı olarak düzenlememiz gerekiyor. Günümüzde bunu başarmak daha da kolaylaşmıştır. Bu düzenlemeye öğretmenlerimizin yetiştirilmesiyle başlamak en akıllıca yoldur. Öğretmen adaylarının seçilmesi, yetiştirilmesi, atanması, çalıştırılması ve nihayet emekliye ayrılması özel bir kanunla düzenlenmelidir.  Bu özel kanun, mevcut durumda her kademedeki öğretmenlerimizin özlük haklarını sımsıkı korumasının yanında, öğretmenlerimizin öncelikle eğitime odaklanmalarını, yeniliklere açık olmalarını, mesleklerini ve öğrencilerini sevmeyi teşvik edici ve özendirici olmalıdır. Öğretmenlerimiz, sınıflarını dolduran öğrencilerini, Namık Kemal’in deyişiyle anne-babalarının “lüzumsuz şefkatlerine aldırmayarak” çağımızın akışını değiştiren bilim, sanat ve siyaset adamlarıyla, üstelik biraz daha  disipline ederek, tanıştırmalıdırlar.

Eğitim, her şeyden önce maksatlı bir uğraş alanıdır. İlkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarının programlarındaki bilgileri çocuklarımıza ne kadar, nerede, nasıl ve niçin öğreteceğimizi önceden hazırlanmış bir plana göre ortaya koymamız gerekir. Eğitimimizi Hasan Ali Yücel, Nurettin Topçu ve Mümtaz Turhan’ın yol gösterici düşüncelerinden kalkarak ilkokuldan üniversiteye kadar bütün kademelerindeki ders programlarını derhal ve yeniden, artık kalıcı olacak bir düzene koymak zorundayız. Bu köşemizde eğitimimizin temel problemlerine, kültür ve uygarlığımızın köklerinden gelen birikime ve modern zamanların kazanımlarına yakından bakmaya çalışacağız.

Gözbebeğimiz üniversitelerimizin üzerinde adeta titreyeceğiz. Almanya İkinci Dünya Savaşı’nda hak ile yeksan olmuştu. Binalar, fabrikalar yıkılmış, köprüler çökmüş, ülke yerle bir olmuştu. Bir İngiliz subayının, “Şimdi ne yapacaksınız? Nasıl ayağa kalkacaksınız?” Sorusuna  bir Alman subayı şöyle cevap vermişti: “Almanya’da üniversiteler var!”… Ben bu cevabı ülkemize uyarlayarak şöyle diyorum:  Türkiye’de de üniversiteler var. Başta Trakya Üniversitesi olmak üzere üniversitelerimiz önünde sonunda ülkemizin sorunlarını çözecek projeler üreteceklerdir… Bu düşünce onların varlık nedenidir. Üniversitelerimizi, bilim, teknoloji ve sanat üretme yollarında en önde görmek, yüreklerimizi milletçe burkan bir özlem haline gelmiştir…

Ele alacağımız konulardan bir diğeri de estetiktir. Hem eğitim sistemimizde, hem toplumsal hayatımızda sanat ve estetiğin ihmal edildiğini düşünüyorum. Bu ihmalin bedelini, gündelik hayatımızda sevgi ve saygıdan yoksun insanlık dışı ilişkilerimizde her gün ödüyoruz…Trafikteki magandalar, kadın cinayetlerinde karşımıza çıkan katiller, bu topluma gökten mi indi?… Bütün bunların duyguları incelten ve güzelleştiren, nesiller boyu, yoğun bir sanat ve estetik algıdan yoksun eğitim sistemimizin ürünü olduğunu düşünüyoruz.

İnsanın, biyoloji ve psikoloji, maddi ve manevi olmak üzere iki unsurdan oluştuğunu biliyoruz. Bunlardan birincisinin gelişmesi için aile, okul, çalışma hayatında büyük büyük şirketler, AVM’ler ve devletin aşağı yukarı bütün kurumları çalışmaktadır. Biyolojik yanımızın gelişmesi, kuvvetlenmesi ve rahat etmesi için hem aile, hem devletçe yapılan yatırımlar her yıl arttırılmaktadır. Buna karşılık psikolojik yanımız ihmal edilmektedir. Gençlerimiz, hayatlarını güzelleştirecek, hayatlarına bir anlam ve hedef kazandıracak uygulamalardan ve örneklerden mahrumdurlar. Bunun sonucu olarak kendilerini, kalabalıklar içinde bulunmalarına rağmen, yalnız, mutsuz ve karamsar hissetmektedirler. Eğitim kurumlarımızda sanat ve estetiğe ayrılan zaman onlara yetmemektedir. Gençlerimizin çoğu, sanat ve estetiğin bireylere kazandıracağı kendine güven duygusu, özgür düşünebilme yeteneği, eleştirel düşünme becerisi ve hayatın bir anlamı, bir amacı olduğu gibi düşünce zenginliklerinden mahrum olarak yetişmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak gençlerimizin büyük bir bölümü, boş vermişliğe, başıboşluğa, hedefsiz ve amaçsız bir hayata yönelmeye, bazıları ise sigara, alkol, hatta bazı uyuşturucu maddelerde teselli aramaya çalışmaktadırlar. Son yıllarda bu maddelerin kullanımı bazı Avrupa ülkelerinde düşerken bizde artmasının bir anlamı yok mu? Bu durum karşısında aile, okul ve siyasetçiler maalesef gerekli duyarlılığı gösterememektedirler.

Geriye gönüllü kuruluşlar ile görsel ve yazılı basın yayın organları kalıyor. Onlar programlarına sanat ve estetik değer taşıyan eserlerimizi tanıtmayı da eklerlerse gençlere daha yakın olabilir, onları sanat ve estetikle daha yakından buluşturabilirler. Bunun yanında  sorumluluk sahibi, aile, öğretmen ve düşünürlerimizin de buna katkıda bulunmaları beklenir. Bu nokta üzerinde özellikle durmamızın sebebi şudur: Sanat eserleri, bünyelerinde bir güzellik barındırır. Güzelliğin bir gücü vardır. O güç etkileme gücüdür. Güzellik, yaşlı genç, herkese hitap eden bir değerdir, dolayısıyla herkesi etkiler. Güzel bir hikâye, güzel bir roman, güzel bir şiir, güzel bir resim veya müzik eseriyle sürekli olarak karşılaşan bir genç, zamanla ondaki güzelliği ve inceliği fark eder, giderek kendisi de incelir ve güzelleşir…

Bu düşünceden hareketle bu köşede sanat ve estetik değeri taşıyan eserlerimizden sık sık bahsedecek ve gençlerimizi onlarla buluşturmaya çalışacağız. Amacımız, hem eğitim, hem çalışma hayatımızda ihmal edildiğini gördüğümüz sanat ve estetiği gündemimize alarak hayatımızı güzelleştirmeye çalışmaktır…

Recep DUYMAZ