Araç çubuğuna atla
BilimEğitimFelsefeGelecek/The FutureHaberlerTeknolojiYeni Yazı

Örnek Alın(a)mayan Eğitim

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: tr - Örnek Alın(a)mayan EğitimTürkçe

NOT: Bu yazı “Kabul Edil(e)meyen Bilim” serisinin devamı niteliğindedir. Sırasıyla okunması zorunlu değildir. Her konu bağımsız. Ama kendi içerisinde bağımlıdır.

Türk öğrencilerinin hayranlıkla baktığı ülke: Finlandiya. Merak etmeyin size Fin Eğitim-Öğretim Sistemi’nden bahsetmeyeceğim. Bir kitaptan bahsedeceğim. Bir ülkenin kurtuluşunun, toparlanmasının ve yükselişini anlatan bir kitaptan. Bir toplumun “bataklıktan” kurtuluşunun hikayesi bu. Bir ülkenin kurtulması için gereken yöntemi, sistemi anlatıyor. Bir ülkenin geleceğe sağlam adımlarla gidebilmesi için neyin gerektiğinin anahtarını veriyor. İşte bu kitap: Grigoriy Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde.Grigory Spiridonovich Petrov - Örnek Alın(a)mayan Eğitim

Bu kitabın her 10 sayfasını okuyunca, hayata yeni bir bakış açısıyla bakacaksınız. Kendi tarihimiz ve kuruluşumuz, özellikle de eğitimimiz için söylenen sözler gözümüzde farklı duracak.

Eğitim ülkeler için çok ayrı bir yere sahip. Kimisi için yük [Örneğin Arjantinde (!)], kimisi için bir geleceği inşa etme yöntemi. İşte biz ikinci kısım olan: “Geleceği İnşa Etme” kısmı ile ilgileneceğiz. Bir milletin çocuklarını, özelliklede torunlarını nasıl düşündüğü kısmını inceleyeceğiz.

Eğitimin en temel olduğu yer: Aile. Aile, bir çocuğun tüm hayatı boyunca sergileyeceği karakterin yarısının tasarlandığı ilk 5 yılı belirler. Konuşma, öz güven, bilişsel becerilerin geliştiği yıllardır.

İkinci yarısının tasarlandığı yıllar ise ergenlik yıllarıdır. O yıllarda okulada geçer. O temeller ülkenin vereceği eğitim-öğretime emanettir.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde : Finlandiya’nın baş öğretmenlerinin Fin aile yapısını, ailenin ahlaki kültürünü nasıl düzenlediği ve düzelttiği çok iyi bir şekilde anlatılıyor. Bu yüzden ben “ikinci yarının temellerinin nasıl atıldığı” ile iligli olan kısımla ilgileneceğim.flag finland 1159953 1920 - Örnek Alın(a)mayan Eğitim

Döneminde Finlandiya’da bir sürü okul var. Örneği şuradan vereyim: Finlandiya’nın Tavastug adlı bir kenti var. Bu kitabın yazıldığı zamanlarda nüfusu 6 binmiş. Şimdi sizinle 6 bin nüfuslu kentin okul miktarına bakacağız: Kentin bir ucundan diğer ucuna yürüyerek 7-8 dk. Bir 8 yıl eğitim veren erkek lisesi, öğretmen lisesi,  örmecilik yüksek meslek okulu, Fince ve İsveççe eğitim veren iki kız lisesi, kızlar ve erkekler için iki yüksek halk okulu, ilkokulu, işçiler için Pazar günü okulu, “Özgür Kilise” Pazar günü okulu, ıslah okulu, hazırlık okulu, hapisane mahkumları için okul, Rusça eğitim veren bir okul. (Sayfa:78)*

Yazar bunları tek tek yazmış ve yazarken kendi ülkesi için bir şikayette bulunmuş. Şikayet şu: “Bizde bu kadar okulun bulunduğu 6 bin nüfuslu bir kasaba gösterin lütfen! (Rusya için.)” (Sayfa:78)*Torvisen kansakoulu 1924 26 - Örnek Alın(a)mayan Eğitim

Evet eğitim ne kitap ile ne okul ile ölçülür. Bu bir gerçek ama bir kasaba için hayranlık uyandırıcı. Tamam okul önemli ama asıl önemli olan -ölçüm cetvelimiz- öğretmenlerimiz. Öğretmen sayısı değil. Öğretemen ruhuna sahip, öğretmenlik hayali kurmuş, öğretemek için çaba sarf edebilecek ve tutukulu öğretmen sayısı bizim için önemli. Bizim cetvelimizi bunlar oluşuturuyor. Finlandiya’nın başöğretmenleri -evet yanlış duymadınız, Finlandiya’nın birden fazla başöğretmeni var- öğretmenlerin kalitesini arttırmak ve “gerçek” öğretmenleri bulmak için konferanslar verip, Finli bilim insanları ile çalışmıştır. Baş öğretmenler arasında en çok bahsedilen Snelman yaz tatillerinde öğretmenleri toplayıp onlarla 2-3 hafta süren toplantılar yaparmış. Bu konferanslara ilk başlarda ilginin az olduğunu ve 100 hatta 100’ün üzerinde öğretmenin katıldığını söylüyor yazar. Hatta bazı öğretmenlerin “Bu da yeni bir fantezi midir? Bu kurslar da neyin nesi oluyor? Öğretmen olan bizlere ne öğretecekler?” diyerek söylendiklerini belirtiyor. (Sayfa: 90-91)* Kendisi ilk yaz toplantısında öğretmenlere seslenmiştir. Seslenişte şunları söylüyor:

 “Değerli dostar, işinizin ne kadar ağır olduğunun farkındayım. Ücra bölgelerde, sizlerin emeğine değer vermeyen cahil insanların arasında hangi şartlarda yaşadığınızdan haberdarım. Maddi zorluklar çektiğinizi de biliyorum. Ama yapacak bir şeyimiz yok. Şunu unutmayın: bizler halkın uyandırılması gibi büyük bir işe daha yeni başlıyoruz. Yeni topraklara ilk ayak basan öncü insanlar gibiyiz. Halkın içinde bulunduğu cehalete karşı verilecek mücadelenin bütün yükünü omuzlarımızda taşımak zorundayız. Yapacağımız bu işin karşılığında övgü, anlayış ve sempati de beklemeyelim; tam aksine, ağır bedeller ödememiz gerekebilir. Bende bundan bahsediyorum, ödeyeceğimiz bedelleri, onların gerekli ve kaçınılmaz olduğunu anlatmak istiyorum.

Sizleri fedakarlığa çağırıyorum! Fakat hepinize değil, bunu yapmaya hazır olanlara ve yapabilecek durumda bulunanlara sesleniyorum. Kusura bakmayın, sizinle açık konuşacağım: Diğer bütün meslelerde olduğu gibi, öğretmenler arasında da bu mesleğe layık olmayan, öğretmen ruhundan yoksun insanlar bulunduğunu biliyorum. Bu insanlara sanatkar biel diyemeyiz, onlar öğretmen emeğine saygısı olmayan, hatta bu mesleği lanetleyen birer gündelikçidir. Kendilerine arkadaşça tavsiyem var – lütfen, okulu bırakın! Kendinize farklı bir iş bulun, yazıhaneleri dolaşın, tüccar oluns. Her türlü işi yapın, ama canlı bir ruha ve derin bilgiye sahip insnaların bulunması gereken yerleri işgal etmeyin. Daha önceki ricama halkımızın en eğitimli ve kültürlü temsilcileri olan Fili bilim insanları olumlu yanıt verdiler. Her türlü bilginin ne kadar değerli ve güzel olduğunu uzaktan  da olsa gösterebilmek için kendileri size beşer, altışar veya onar konferans vermeyi kabul ettiler. Bu konferanslarda elde edeceğiniz bilgileri ve bilim sevgisini daha sonra öğrencilerinize de aktarın.” (Sayfa: 91-92)*

Öğretmenlere çok açık bir şekilde konuşmuş Snelman. Resmen bir “kurtuluş savaşı” için çağrıda bulunmuş. Belki sizlere de tanıdık gelmiş olabilir bu çağrı. Bu çağrı bizim kurtuluş savaşımızda da olmuştu. Orttak bir tarihi olayı yaşamışız resmen. Tabii onlar daha önceden, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri yeni yeni atılırken yaşmıştır. Finlandiya’nın kuruluş yıllarına bakarsanız nasıl yıllara denk geldiğini ve bizim ülkemizin o tarihlerde nasıl bir durumda olduğunu görebilirsiniz.Johan Vilhelm Snellman by Reinhold - Örnek Alın(a)mayan Eğitim

Şunu bilmeliyiz ki: eğitim ile Finlandiya’nın nasıl torunlarını düşündüklerini ve o fikirleri hala nasıl koruyabildiklerini iyi bir şekilde araştırmalı, analiz etmeli ve anlamalıyız.

Şunun da farkına varmalıyız: zamanında bizimde nasıl torunlarımızı düşündüğümüzü ve o fikirlere nasıl sahip çıkamadığımızı iyi bir şekilde araştırmalı, analiz etmeli ve anlamalıyız.

Sevgili okuyucu, ziyertçi, dostum… Bu yazıyı okuduğun için sana çok teşekkür ederim. Eksik, hatalı, yanlış bir şey görürsen ilk işin bize mail atmak olsun. Senden bir ricam olacak: Bizim tek gelir kaynağımız reklamlar. Reklamlara 1 kere tıklarsan sana minnettar olurum. Sevgi ile, sağlık ile ve akıl ile kalalım…

Yusuf KONCA

patreon01 - Örnek Alın(a)mayan Eğitim

 

Kaynakça:

Grigoriy Petrov Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı, Koridor Yayıncılık, İstanbul, 2020

 

Görsel Kaynakça:

Pixabay (pixabay.com)

Wikipedia (https://en.wikipedia.org/wiki/Johan_Vilhelm_Snellman   ,   https://en.wikipedia.org/wiki/Grigory_Spiridonovich_Petrov)

5 5 votes
Article Rating
Etiketler
Daha Fazla Göster

Yusuf Konca

Gumbuz Medya'nın kurucularındandır. Ayrıca gumbuz.com'da yazarlık, fikir ve proje danışmanlığı yapmaktadır. ISP ROKET'in sahbidir. Bilim insanı adayı...

İlgili Makaleler

Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Melek Sinam
Melek Sinam
12 gün önce

doktor ve hekim ayrımı var ya keşke öğretmenlerin de ayrımı olsaydı çünküü günümüzde maalesef eskisi gibi öğretmenler kalmadı çok yazık. Elleriniza sağlık güzel bir makaleydi.

Başa dön tuşu
css.php
1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Kapalı
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün