web stats
SanatYeni Yazı

Namık Kemal

NAMIK KEMAL

 

Tanzimat döneminin vatan, millet, hürriyet, hak, hukuk.. gibi kavramlar etrafındaki güçlü ve ateşli kalemi…

Türk edebiyatının Avrupalılaşma yolunda atılan büyük adımların ilklerinden…

Edebiyat tarihimizin, hakkında en çok konuşulan ve yazılan kişiliklerinden…

Namık Kemal adı, edebiyat ve kültür tarihimizde; “vatan ve hürriyet kahramanı” ifadesiyle bütünleşmiştir.

Çünkü o, “vatan” sözcüğüne aktif, canlı ve ulusal bir ideal kimliği kazandırmıştır. “Hürriyeti” ise hava ve su kadar aziz varlıklardan saymıştır. Hürriyet sözcüğünü edebiyatımızda ilk kez o kullanmıştır.

Namık Kemal,ince, keskin zekası ve kuvvetli hafızası, çalışma azmi, engin heyecanı, vatan, millet ve insan sevgisiyle olayların tam ortasında konuşan, yüksek söyleyiş güzelliğiyle düşündüklerini ve duygularını açıklamaktan çekinmeyen bir ruh yapısına sahiptir.

Kendisinden sonra gelen sanatçılar, devlet adamları ve düşünürlere etkisi olmuş çok yönlü bir edebiyatçıdır.

Duygu ve düşünceleriyle, şaire büyük hayranlık duyan ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk; “Mecrûh (yaralı) vatanın halâs-ı istiklâli (kurtuluşu ve bağımsızlığı) için ölmek yolunda, bugünkü nesle, talim-i fedâkârî eden(fedakarlığı öğreten) büyük Namık Kemal…” diye başlayan sözleriyle, Namık Kemal hakkındaki düşüncelerini uzun uzun anlatır. Namık Kemal’in,Milli Edebiyat döneminden Cumhuriyete uzanan çizgide, ulusal coşkunun oluşmasıyla bütünleşen “vatan edebiyatı”nın oluşmasında katkısı çok büyüktür. Milli mücadelenin başlangıcındaki karanlık günlerde Mustafa Kemal; Namık Kemal’in çok önceleri söylediği ;

“Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini

Yok imiş kurtaracak baht-ı kara mâderini”

dizelerine şöyle cevap verir.

“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur elbet kurtaracak baht-ı kara mâderini”

Böylece milletin kurtuluşu için gösterdiği ve göstereceği gayretlerin, fedakarlıkların anlamlı bir mesajını verir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAŞAMI

21 Aralık 1840 yılında Tekirdağ’da doğmuştur. Babası, 1.Abdülhamit döneminde Müneccimbaşı olarak görev yapan Mustafa Asım Bey’dir. Annesi, Koniçalı Abdüllatif Paşa’nın kızı Fatma Zehra Hanım’dır.

  1. Kemal’in asıl adı Mehmet Kemal’dir. Dedesi Abdüllatif Efendi, 1845 yılında Tekirdağ’dan Afyon Sancak Muhassallığı görevine atanmasıyla Afyon’a götürülür. Annesi Fatma Zehra Hanım çok zeki birisidir ve Fars dilini okuyup yazar. Oğlu Kemal’e de öğretir. İlk derslerini Afyon Mevlevi dergahı Neyzenbaşısı Coşkun Dede’den alır. Ardından da Afyon Müftüsü Buharalı Hacı Abdülvahit Efendi’den dersler alır. Henüz sekiz yaşındayken annesi ölünce, dedesi Abdüllatif Paşa tarafından İstanbul’a Beyazıt Rüştiyesi’ne verilir. Üç dört ay sonra da Valide Mektebi’ne verilir. Bir yıl sonra da dedesinin Kars’a görevlendirilmesi nedeniyle ayrılmıştır. Öğrenim yaşamı çok kısadır.

Abdüllatif Paşa, önce Kütahya sonra da 1853 yılında Kars’a görevlendirilince; torunu Kemal’i yanında götürür. Burada Kır Serdarı Kara Veli Ağa(Jandarma Kumandanı) tarafından binicilik ve atıcılık öğretilir. Yine Kars’ın bilginlerinden Şeyh Vaizzade Seyit Mehmet Efendi ile derslere başlar. Şeyh Efendi aynı zamanda şairdir. Kemal’in ilk edebiyat düşüncesi burada atılmış olur. Karslı halk ozanlarının ve şairlerin yazdıkları söyledikleri “vatan ve kahramanlık “ koçaklama şiirleri Namık Kemal’i çok etkilemiştir. 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında Kürekdere çatışmalarını iyi idare edemedikleri için, İstanbul Hükümeti buradaki görevlileri toptan azleder. Abdüllatif Efendi de bu görevden alınanlardandır. Böylece İstanbul’a geri dönerler.

İstanbul’a gelince babası Mustafa Asım Bey, Namık Kemal’e Farsça ve Arapça’sını ilerletmesi için öğretmenler tutar.

15 Mayıs 1855 yılında Abdüllatif Efendi “Paşa” rütbesiyle Sofya Kaymakamlığı’na atanır. Babası da Filibe Malmüdürlüğü’ne atanır. Böylece Namık Kemal de buraya gider.

Burada Eşref Paşa adlı bir şair tarafından “Namık” takma adı verilir. Yaşamı boyunca da bu adla anılır. Sofya’dayken Kars’ta edindiği vatan düşüncesi daha da ileri boyutlar kazanır. Fransızca öğrenir. Farsça ve Arapça şiirler yazmaya başlar.

1856 yılında on altı yaşındayken, dedesi tarafından, Niş Kadısı Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendirilir. Burada ilk çocuğu Feride dünyaya gelir.

Dedesi Abdüllatif  Paşa’nın görevine son verilmesiyle İstanbul’a dönmek zorunda kalırlar. İstanbul’dayken, Terceme Odası’nda işe başlar. Dönemin önemli sayılabilecek edebiyatçıları olan Leskofçalı Galip, Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet ile tanışır ve Divan şiiri geleneğiyle şiirler yazmaya başlar. Bu arada Ulviye adında bir kızı Ali Ekrem adında da bir oğlu olur.

1858 ve 1859 yıllarında önce büyükannesi Mahdume Hanım’ı ve Dedesi Abdüllatif Paşa’yı kaybeder. Bu ölümler onu çok yıpratır. Terceme Odası’nda çalıştığı sıralarda da içkiye alışır. Terceme Odası sırasındaki çeviri çalışmaları sayesinde de yeni düşüncelerin gelişmesi, Batılılaşma düşüncesi, vatan aşkı bilinci edebi kişiliğine önemli ölçüde etki etmeye başlar. Bu sıralarda da Şinasi ile tanışır. Yeni gazete çıkarılması çalışmalarını yakından izler. 1862 yılında da Tasvir-i Efkar gazetesinde çalışmaya başlar.

1865 yılında “Yeni Osmanlılar”,””Jön Türkler”,” Genç Osmanlılar” adlarıyla bilinen ve İstanbul Hükümeti’ne Meşrutiyet rejimini kabul ettirmek ve Millet Meclisi oluşturulmasını sağlamak amacıyla kurulan gizli örgütün üyesi olur. Tasvir-i Efkar ve Muhbir adlı gazetelerde yazdıkları yazıların ve eleştirilerin dozu artınca, Hükümet her iki gazeteyi kapatarak, üyelerini de değişik görevlere atar. Namık Kemal’e de, Erzurum Vali yardımcılığı düşer. Ancak Namık Kemal bu görevine gitmez. Avrupa’ya kaçar.

Üç yıl Paris ve değişik kentlerde; Felsefe, Sosyoloji, Hukuk, Ekonomi alanında kendini geliştirir.1867 yılında , Paris’te “Muhbir” gazetesini, Ali Suavi ve Ziya Paşa ile birlikte  tekrar çıkarırlar. Ali Suavi’yle düşünce ayrılığı yüzünden ayrılarak, 1868 yılında İngiltere’ye gider. Londra’da “Hürriyet” adlı gazeteyi Ziya Paşa ile birlikte çıkarırlar. Ziya Paşa ile de fikir ayrılığına düşünce, 1870 yılının başlarında ayrılır.Aynı yılın sonlarında İstanbul’a döner.

İstanbul’a gelince ilk mizah dergisi olarak “Diyojen”i çıkarır. Yine “İbret” gazetesinde yazılarını yayınlamaya devam eder. Buradaki yazıları sert ve mücadeleci safındadır. Bir yandan da, arkadaşlarıyla “İstikbal” adlı yeni gazete çıkarmak ister. Buna izin verilmez.

Gazete iznini alamayınca beş arkadaşıyla , 1872 yılında devrimci fikirlerini yaymak amacıyla “İbret” gazetesini kiralar. Bu gazetenin ilk sahibi Aleksan Sarrafyan adlı bir Ermeni’dir. Namık Kemal, Menapirzade Reşat, Kayazade Nuri, Ebuzziyya Tevfik ve Namık Kemal’in üvey dayısı Mahir Bey gazetenin yazarlarıdır. Gazetenin ilk sayılarından sonra, Namık Kemal ve arkadaşları daha ılımlı yazılar yazmaları konusunda  İstanbul Hükümeti tarafından uyarılır. Daha sonra da geçici olarak kapatılır.Yazarları sürgüne gönderilir. Namık Kemal de 28 Eylül 1872 yılında Gelibolu’ya sürülür.

Ebuziya Tevfik memuriyetten atılınca, “Hadika” adlı gazeteyi çıkarır. Aynı tarihte de “İbret” gazetesinin yasağı kaldırılır. Namık Kemal bu iki gazeteye kod adıyla yazılar gönderip yayınlatır.

Namık Kemal, gazetenin çıkmadığı günlerde tiyatro ile uğraşır. “Vatan Yahut Silistre” adlı oyununu 1 Nisan 1873’te “Güllü Agop Tiyatrosu’nda sahneler. Oyun öylesine başarılı olmuş ve halk üzerinde etki yaratmıştır ki, İstanbul Hükümeti bundan endişe duyar. Eserle ilgili bir izleyici grubun mektubu , Oyunun ertesi günlerinde “İbret” gazetesinde “Var Olsun Kemal-i millet” adıyla yayınlanınca, gazete tümden kapatılır. Bütün yazarları tekrar sürgüne gönderilir. 9 nisan 1873 tarihinde Namık Kemal, Kıbrıs’a Magosa’ya gönderilir. (Yani oyunun sahnelenmesinden bir hafta sonra)

Magosa sürgünü Namık Kemal’in edebi yaşamında en verimli olduğu yıllardır. Kıbrıs Mutasarrıfı Veys Paşa, Namık Kemal’in daha verimli çalışması için yardımcı olmuştur. Romanlarını, Biyografi, Tarih ve Eleştiri türüne ait eserlerinin çoğunu bu sürgün döneminde yazmıştır.

30 Mayıs 1876’da Padişah Abdülaziz tahttan indirilip  yerine V.Murat  getirilince, sürgün cezası affedilir. Devlet Şurasına üye olur. Kanun-u Esasi’nin hazırlayıcı komisyonuna atanır.

V.Murat’ın akıl hastası olduğu anlaşılınca yerine II.Abdülhamit tahtın başına geçer.

1876 yılında, II. Abdülhamit, bu komisyonun çalışmalarını, kanunun 113. maddesine dayanarak iptal eder ve üyelerinden Mithat Paşa’yı ülke dışına; Ziya Paşa’yı Suriye Valiliği’ne sürgüne gönderir.  Namık Kemal’i de hapse attırır. Ancak mahkemede serbest kalır. Bunun üzerine de Midilli Adası’na memur olarak gönderilir.

1879 yılının Nisan ayında da aynı adaya Mutasarrıf olarak atanır. Burada beş yıl kalır ve yine edebi yönden önemli eserlerinin yazıldığı yıllardır burası. İlk kez zatürreye de buradaki yıllarında yakalanır. Midilli Adası’ndaki Rumlarla anlaşamayınca, görev yeri 22 Ekim 1884 tarihinde Ağah Bey’in görev yeri olan Rodos Adası ile değiştirilir.

Namık Kemal’i Rodos Adası halkı bağrına basar. Buraya ilk İdadi açılır. Yollar yapılmaya başlanır. Okulların sayısı artar. Namık Kemal aynı zamanda Osmanlı Tarihi adlı eserini bu adada yazmaya başlar. Rodos’tan ayrılma nedeni ise ; bir Türk genciyle evlenen Rum kızı, Rum gençleri tarafından zorla geri alınır ve Fransız Konsoloshanesine getirilir. Kızı geri vermezler. Olaylar gelişir ve hükümete konu akseder. Bunun üzerine Namık Kemal’in görev yeri Sakız Adası olarak değiştirilir. Bu arada Osmanlı Tarihi adlı eserinin ilk bölümünü yayınlatır. Dönemin Maarif Nezareti(Milli Eğitim Bakanı)memurlarında Kamus-u Osmani sahibi Mehmet Selahi’nin şikayeti üzerine, Yazdığı kitabının nüshaları toplatılır.

Namık Kemal’in hastalığı iyice artar. Son olarak da eserinin toplatılması kendisini çok üzer. 2 Aralık 1888 tarihinde Sakız Adası’nda ölür. Sakız Adası’nda bir cami avlusundaki küçük mezarlığa gömüldü. Ancak Ebuziyya Tevfik, II.Abdülhamit’ten izin alarak cenazesini üç gün sonra  Gelibolu- Bolayır’da bulunan Süleyman Paşa’nın mezarının yanına gömülür. Şair Tevfik Fikret, planını kendisi çizerek Namık Kemal’in mezarını mermer türbe haline getirir.

 

 

 

EDEBİ KİŞİLİĞİ ve DİLİ

 

Namık Kemal’in düşünce yönünden  önce Fransızca öğrenmesi ve Montesgue’nin eserini tercüme etmesi sonrasında ilk gelişmelerini verir. Daha sonra Şinasi ile tanışır ve düşünce ufku ve görüşlerinde ilerlemeler görülür. Avrupa’yı görüp gezdikten sonra ise tamamen olgunlaşır. Vatanın her köşesinin kurtuluşu için Avrupalılaşmak olduğunu görür. Şinasi ile bir çok alanda farklı görüşlere sahip olduğu halde ondan çok şey öğrendiği ve yeni fikirler elde ettiği söylenebilir.

Avrupa’nın yararlı fikirlerini ve tekniğini Osmanlı’ya da getirmek ana amacı olarak söylenebilir. Bütün bunları yaparken de Edebiyattan yararlanmak, bu fikirleri gazete yoluyla yaymak düşüncesi her zaman vardır.

“Vatan, millet, hürriyet, istiklal” sözcüklerini ilk kez düşünce hayatımıza sokan Namık Kemal’dir. O bir ülkü ve dava adamıdır. Gerçek bir Türk miliyetçisidir. Birçok makalesinde Osmanlı sözcüğü yerine “Türk” sözcüğünü bilerek kullanmıştır.

Eserlerinde kullandığı dil ağır ve süslü bir dildir. Eski edebiyata tümden karşı çıkmalarına rağmen; o edebiyatın kullandığı dili kullanır. Ancak dilin sadeleşmesine de ön ayak olmaya çalışır. Şikayeti; Türkçe’nin üç dilden oluşmasına konuşulmasına rağmen , yazı dilinde birbirinden ayrılışınadır. Bu nedenle dilin sadeleştirilmesi için şu kararların alınmasını ister.

a-Dilimizin yapısına uygun bir dilbilgisi kurallarının hazırlanmasını,

b-Türkçe bir sözlük hazırlanmasını,

c-Yabancı dillerden gelen sözcüklerin, halk arasındaki söylenişlerinin yazıda kullanılmasını,

d-Doğal söyleyişle yazılan makalelerden bir antoloji hazırlanmasını,

e-Resmi yazılarda, eski ifade biçimlerinden vazgeçilmesini,

f- Uslup için, süslü ve sanatlı ifadelerden kaçınılmalı

 

Namık Kemal de diğer Tanzimat dönemi kuşağı sanatçıları gibi hem dilde sadeleşmeyi savunur hem de eserlerinde bunu pek yansıtamaz.

O edebiyatı, halkı eğitmek için bir araç olarak görür. Yani; “Sanat toplum içindir” görüşünü benimser. Her eserin vatan için, vatanın kurtuluşu için bir araçtır görüşünün taraftarıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TİYATROLARI:

 

Namık Kemal için ; “Tiyatro bir eğlencedir. Fakat bu eğlencelerin en yararlısıdır.” Ona göre “tiyatro, romandan daha güçlü ve daha etkili bir sanat dalıdır.”

Tiyatrolarında yaymak istediği düşünceleri ele alır. Bu nedenle tiyatroları da bir dava için yazılmış tiyatrolardır. Tiyatroya ahlaki bir amaç gibi bakar.

Fransız romantizminin, özellikle Victor Hugo’nun etkisi vardır.

a-Kişiler; tez- antitezi temsil eder.Bazıları iyiliğin, bazıları da kötülüğün temsilcisi gibidir.

b-Konuşmalar, kürsüde bilgi veren konuşmacıların konuşmasına benzer.

c-Hareket daha azdır. Bir çok sahneler ağır ve durgundur.

 

Vatan Yahut Silistre:

İlk tiyatrosudur. En bilineni ve en çok sahnelenenidir. Sağlığında sahnelendiğini görebildiği tek tiyatro eseridir. Asıl adı Râz-ı Dil’dir. İstanbul Güllü Agop Tiyatrosunda 1 Nisan 1873 yılında oynanınca halkta oluşan galeyan duyguları ve eserle ilgili ertesi günlerde yayınlanan yazı nedeniyle, Namık Kemal önce tutuklanır. Daha sonra da Midilli Adası’na sürgün amaçlı göreve gönderilir.Vatan Yahut Silistre piyesi; İstanbul, İzmir ve Selanik başta olmak üzere 600 kez oynanmış ve Arapça, Farsça, Fransızca’ya çevrilmiştir.

Gülnihal:

Namık Kemal’in tiyatro tekniği açısından en başarılı , devrimci ruhunu yansıtan eseri sayılır. Kişilerin sözden çok çatışma ve aksiyon halinde olması belirginleşir. Konuşma diline yakın bir dil kullanılmıştır ve sadedir. Victor Hugo ve Shakespeare’den etkilendiği görüldüğü söylenir. 5 Perdelik bir oyundur.

Âkif Bey :

 Entrika Komedisi tarzındadır.Magosa ‘da yazdığı bir eseridir. Karakterler daha güçlü aktarılmıştır. Tez ve antitez üzerine kuruludur. Tez: Birbirini tanımadan evlenmenin doğurduğu kötü sonuçtur. Piyeste karşıt karakterler sürekli çarpışır. Asıl anlattığı ; Türk kahramanlığı ve Sinop baskınıdır.

Zavallı Çocuk:

Basıt bir aşkın öyküsünü 3 perde içinde dramatize ettiği; genellikle sahneye çıkan oyuncuların hareketsiz kaldığı bir oyundur. Magosa’da yazdığı tiyatrolarındandır. Tiyatro tekniği açısından zayıf bir oyundur.Eserin kahramanı Şefika’nın, C omellias adlı eserin kahramanı Margueite’yı;sonunda ise Hugo’nun Hernani adlı eserdeki zehir içme sahnesine benzetildiği söylenmektedir. Ancak eserin dili oldukça sadedir.

Kara Belâ :

Uzun konuşmaların pek görülmediği fakat kugu ve teknik açısından zayıf görülen bir eserdir.

Eserde Padişahın saraylarının iç yüzünün aktarıldığı ve hakim önüne çıkarılışını anlatır. Celalettin Harzemşah:

Namık Kemal’in en sevdiği ve en çok özendiği eseridir. Fransız edebiyatından, özellikle  Cromvell adlı eserden teknik olarak yararlandığı eseridir.16 perdelik bir oyundur.

Konusu:

Harzemşah Sultanı Alaattin Tekeş’in oğlu Mehmet Alaattin, bir Moğol ticaret kervanını yağmalatınca; Cengizhan’ın saldırısına uğradı ve bu savaşta Harzemşah orduları yenildi.

Mehmet Alaattin ve ailesi Hazar Denizindeki Abisgün Adası’na sığındı. Burada küçük bir ordu kurdu. Ölümü üzerine , büyük oğlu Celalettin Harzemşah onun yerine geçti.

Celalettin Harzemşah, komutanlarının muhalefetine rağmen Moğollarla  savaşa girdi ve yenilgiye uğradı.Karısı Neyyiretülikbal ve oğlu Kutbettin ile on onbeş askeriyle Hindistan’a kaçmak zorunda kaldı. Moğollarının takibi sonrası, karısı ve oğlunu nehre atarak bu takipten kaçabildi.

Burada yeniden bir ordu kurdu, önüne çıkan yerleri zaptederek Tebriz’e kadar geldi. Kalenin .hükümdarı Mihrülcan adında bir kadındı. Bu kadına aşık oldu. Eski karısına da tıpa tıp benziyordu. Onunla evlendi.

Moğollar’ın saldırısıyla, yeniden onlarla savaşmak zorunda kaldı. Bu savaşta kardeşi ve bazı komutanlarının ihanetine rağmen , Moğolları yendi. Ancak büyük Moğol ordusuna karşı savaşabilmek için;Konya Selçuklu hükümdarı Alaattin Keykubat, Abbasi Halifelerine ve Şam Atabeyi’ne yardım çağrısı yaptı. Ancak kendisine yardım etmek yerine saldırıya uğradı. Erzincan’da yapılan savaşta yenildi.

Moğollar hala onu takip ediyorlardı. Bunun üzerine karısı Mihrülcan’ı arkasındaki dağa gönderdi.. Daha sonra az sayıdaki askerle Moğollarla çarpıştı. Askerlerinin dağılması üzerine kendisi de karısını sakladığı dağa kaçtı. Derviş kılığında yaşamaya başladı. Moğol tarafına geçen bir komutanının askeri tarafından öldürüldü. Ölmeden önce, gömleğini kağıt, karısının parmağını da kalem yaparak vasiyetini yazdırır. Onun ölümü sonrası da karısı kendini hançerleyerek öldürür.

Bu eser, aslında Namık Kemal’in, İslam birliği ülküsünü en güzel ortaya koyduğu eseri olarak kabul edilmektedir.

Kara Bela:

Namık Kemal’in ölümünden sonra yayımlanmış bir oyunudur.Padişahlara ders vermek istenmiş, sarayın içyüzü halka gösterilmek istenmiştir. Olay Hindistan’da geçer. Kişilerin konuşmaları doğala yaklaştırılmış, uzun konuşmalardan kaçınılmaya çalışılmış olsa da çekici olmaktan uzak bir eseridir.

 

 

 

Romanları:

 

İntibah (Sergüzeşt-i Ali Bey):

 

Magosa’da yazdığı bir eseridir. Bir tasvir ve tahlil veya bir ihtiras romanıdır. Asıl adı ; Son Pişmanlık’tır. Basılması sırasında adı değiştirilmiştir. 1876 yılında bölüm bölüm yayımlanmıştır.

Konusu:

Ali Bey, varlıklı bir ailenin tek çocuğudur. Oldukça düzgün bir eğitim yaşamı olmasına rağmen, saf ve tecrübesizdir. Yirmi iki yaşlarındadır. Babası ölünce sırf boş kalmamak için bir kalemde katiplik eder.Annesi Fatma Hanım ile her Cuma günü Çamlıca’ya giderler.

Bir gezinti sırasında Mahpeyker bir kadınla tanışır. Mahpeyker, Ali Bey’i kendisine bağlar. Ali Bey’in düzenli giden yaşamı bozulur. Annesine uğramaz olur.

Arkadaşları, tanıştığı kadının nasıl bir kadın olduğu konusunda uyarmalarına, hatta kendi gözleriyle başkasıyla buluştuğunu görmesine rağmen ayrılmak yerine daha çok bağlanır.

Fatma Hanım, oğlunun içine düştüğü bataktan kurtarabilmek için, Dilaşup adlı çok güzel genç bir kızı cariye olarak getirir. Dilaşup, hem eğitimli, hem yeteneklidir. Ali Bey, Dilaşup’un farkında değildir.

Bir gece, Mahpeyker’i evinde bulamayınca annesinin evine geri dönen Ali Bey,. Dilaşupla karşılaşır ve onun saf, temiz yüzünde, yaşamın tesellisini bulur. Bir süre sonra, ona aşık olur ve onunla evlenir.

Mahpeyker, Ali Bey’in başkasıyla evlendiğini öğrenince, çok kızar ve intikam almak için plan kurar. Dostu Suriyeli Abdullah’tan yardım ister. Mahpeyker, Dilaşup’un hamama gittiğini öğrenince kendisi de hamama gider. Dilaşup’un sırtındaki benleri görür. Daha sonra da Abdullah’a bunu söyler. Abdullah da arkadaşı Pertev’le, Çamlıca’da , Ali Bey’in yakınlarında duyacağı şekilde arkadaşına, Dilaşup’tan ve sırtındaki benlerden sözeder. Bunu duyan Ali Bey, doğruca eve gelir ve Dilaşup’u götürüp esirciye satar. Mahpeyker de bu kızı esirciden satın alır.Ona türlü eziyetler çektirir.

Ali Bey, ruhsal çöküntüye uğrayınca kendisini içki ve kumara verir. Görevini bırakır. Evini satar. Bunlara dayanamayan Fatma Hanım ölür.

Mahpeyker Ali Bey’i tekrar elde etmeye çalışır ancak başarılı olamaz.. Abdullah’la anlaşarak Ali Bey’i öldürmeye karar verir. Ali Bey’i Abdullah’ın adamlarından biri Üsküdar’da bir bağ köşküne götürür. Orada alem yaparken, Abdullah da, Mahpeyker’in evinde katille öldürme planının ayrıntılarını konuşur. Ali Bey’in öldürüleceğini duyan, Dilaşup, gizlice evden kaçarak bu bağ evine varır. Ali Bey’i plandan haberdar eder. Kendisi de içeride onun paltosuna sarınır.  Ali Bey zabıtaya haber için evden kaçar. Hırvat Katil de Mahpeyker ile birlikte eve gelir ve Ali Bey’in kaldığı odaya gider. Paltoya bürünen Dilaşup’u yanlışlıkla öldürür. Bu sırada zabıtaların eve girdiğini gören Mahpeyker dolaba saklanır. Hırvat da kaçar. Ali Bey içeri girince Dilaşup’un öldüğünü görür ve onun sadakatına inanır. Bu sırada dolapları aralarken Mahpeyker çıkar ve Ali Bey’e hakaretler etmeye başlar. Bunun üzerine Ali Bey, Mahpeyker’i öldürür.

Ali Bey hapse atılır ve hapisteyken de ölür.

Cezmi:

1881 yılında ilk kez bitirdiğini söylediği ve iki yıl içinde on bir bölüm halinde yayınladığı tarihi bir romanıdır.

Romanın olayı; 16.yy. Osmanlı, Kırım ve İran tarihlerinden alınmıştır.

Cezmi,1554 yılında doğar. İstanbul yakınlarında bir sipahinin oğludur. Annesi küçük yaşta ölünce, babası gibi asker olur. İyi bir silahlı asker olduğu kadar, sanatçı ruhludur. Genç yaşındayken hem babasını hem de amcasını da kaybedince Askeri okulu bitirmek için İstanbul’a gelir.

Cirit oyununda gösterdiği başarı sonrası Ferhat Ağa’nın himayesine girer. Bir yandan da Bağdat Kasidesine nazire yazdığı için şair Nevî’nin dikkatini çeker.

Osmanlı- İran savaşı çıkınca, Cezmi Savaşa katılır. Ordu Kırım Hanı Adil Giray’ın yardımıyla Gürcistan ve Şirvan’ı ele geçirir. Ancak İranlılar, Kırımlılar’ın gafletinden yararlanarak geri saldırırlar. Adil Giray esir düşer.

İran Şahı’nın karısı Şehriyar, Adil Giray’a aşık olur. Fakat Adil de Şah’ın kız kardeşi Perihan’ı sever Ancak Şehriyar’ı da şüphelendirmez.. İran’da taht değişikliği işine girer. Cezmi’den yardım ister. Cezmi kılık değiştirerek İran’a gider. Onlara yardım eder. Gizli planların işleyişini Vezir Mirza Süleyman öğrenerek bozar. Perihan’la olan ilişkisini Şehriyar öğrenince işlerin rengi değişir. Askerler tarafından Perihan ve Adil Giray öldürülür. Cezmi de tekrar kılık değiştirerek geri döner.

Rüya:

Namık Kemal’in Magosa’dayken gördüğü bir rüyayı dile getirdiği ve; kansız ,ihtilalsiz şekilde bir hürriyetin gerçekleşmesini bir rüya alemi içersinde aktardığı kısa bir öyküsüdür.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Başa dön tuşu
css.php
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün