BilimTeknoloji

Doğa’nın Bize Sunduğu 3 Şık

Doğa’nın Bize Sunduğu 3 Şık
1. ŞIK: Dünyayı yaşanabilir bir yer haline getirmek.
Dünya yaşanılır bir yer haline getirmek hayli hayli zor bir iş. Çünkü Dünya büyük bir hızla iklim değişikliğine koco koca adımlarla yaklaşıyor. Yakın bir zamanda yapılan ve neredeyse tüm Dünya’nın katıldığı Paris İklim Anlaşması aslında çok güzel bir adımdı. Önceki anlaşmalara göre daha iyiydi. Ama kötü yanıyok diyebilirdik. Fakat kim se uygulamıyor veya uygulayanda çok yavaş ve çok uzak yıllara yatırım yapıyordu. 2017 yılında ABD’de Trump’ın başkanlığa geçtikten sonra anlaşmadan geri çekildiğini söyledi. Ya bize ne ABD’nin çekilip çekilmemesinden. Bir sürü devlet var ABD’ye mi kaldık diyemiyoruz. Çünkü CO2 emisyonu en çok ülkelerin başında yer alıyor. Size şöyle diyebilirim: ilk 3’te ABD, Çin, Hindistan var. Bazı devletler iyi adımlar atıyor ama çok uzun bir tarihe adım atıyor.
NTV’nin haberi: Hollanda 2025 de benzinli ve dizel araçların satışını yasakladı. Sadece elektirikli araçlar satılabilecek. Güzel bir adım ama geç ve uzak bir zamana. Aslında şimdi söyliyeceklerimden sonra bu da iyiymiş be kardeşim diyeceksiniz.
BBC’nin haberi: İngiltere hükümeti hava kirliliği ile mücadele için 2040 yılı itibarı ile dizel ve benzinli araçaları yasaklıyacağını söyledi. Hatta hükümet 255 milyon sterlinlik bir fon ayırdı. Bu para ile belediyelerin hava kirliliği ile mücadelesine yardımcı olacağı amaçlanıyor. Ayrıca hava kirliliğinden dolayı erken ölümden de bahsetmiş. İngiltere de hava kirliliği sebebiyle yaklaşık 40 bin kişinin erken ölümüne neden olduğu düşünülüyor. Fransa’da boş durmadı aynı şekilde ülkesinin 2040 yılı itibarıyla fosil yakıtlarıyla çalışan motorlu araçların satışını durduracağını duyurdu.
Peki bizler neler yapabiliriz. Bizlerde en basitlerden başlıyarak bu iklim değişikliğine dur diyebiliriz. Tüm dünyanın neredeyse bildiği, herkesin uyardığı ve basbas bağırdığı ‘’DİŞ FIRÇALARKEN SUYU AÇIK BIRAKMAMALIYIZ!’’ sözü. Tanıdık geldi mi bu söz size? Hepimizin bildiği halde hiçbirimizin uygulamadığı (veya beceremediği) bir durum. Okullarda ışıklar boşa yanıyorken çocukların bakıp geçmesi, hadi çocukları anladık bilinçsizler-cahiller, öğretmenlerde mi bilinçsiz, öğretmelerde mi cahil peki? Aslında hepimize soracak olursak bu konular da uzmanız sayılırız. Hatta doktora tezimiz bile vardır(!). Neden uygulamaya gelince iş, hiçbirimiz ortalıkta olmuyoruz. Dünya şu an da çok büyük bir tehlike altın da. Aslın da şöyle bir baktığımız da kendi hayatlarımızın sonlarını getiriyoruz. Kendi geleceklerimizide yok ediyoruz. Sadece kendimizle kalsak yine iyi; çocuklarımızın ve torunlarımızın, hayvanların, bitkilerin, bakterilerin, mantarların vb. bütün canlıların hayatlarının sonlarını, geleceklerini bitiriyoruz. Belki insan dışındaki canlıların gelecek kaygısı olmayabilir ama biz insanların gelecek kaygıları var ve bizlerin yaşamı bu diğer canlılara bağlı. İngilterede ki Sanayi Devrimi’ nin ardından dünya büyük bir değişime girdi. Bir anda tüm dünya enerji arayışına girdi. Ardından da o 1. Dünya Savaşı patlak verdi. Böylece hem Sanayi Devrimi hem de 1. Dünya Savaşı sonucunda doğayı biraz daha kirlettik. Aslında asıl kirlilik 2.Dünya Savaşında ortaya çıkıyor. Daha büyük bir savaş ve daha büyük bir katliyam diyebilirim. Şöyle: Amerika’nın Atom Bombası denemeleri. Ardındanda Japonya’ya atması. Tankların çıkması ve bu araçaların petrol yakıtları kullanılıyor olması. Birde bunların denemelerinden tutun prototiplerine kadar. Yani anlıyacağınız büyük bir CO2 emisyonu görüyoruz. NASA’nın ben de dünyanın 136 yıllık değişimi ile ilgili görselleri var. 1880’den 2016’ya kadar. Ve durumun çok ama çok kritik olduğunu görebiliyoruz. Günümüze gelecek olursak durum hem vahim hemde umut verici. Vahim kısmı: Dünya çılgınlar gibi yiyecek tüketiyor. Küresel kişi başı balık tüketimimiz 1960’dan 2012’ye kadar 9,9 kg’dan 19,2kg’a yükseldi. İnsanoğlu olarak denizler bizi beslesin diyoruz ama bir yandan da kirletiyoruz. Yetmiyormuş gibi denizlere aşırı ve kaçak avcılık ekliyoruz. Böylede olunca canlılar çoğalamıyor, ekolojik devamlılıkta bozukluklar ortaya çıkıyor. Anlıyacağınız yemeğimiz tükeniyor. Hatırlatmak isterim bir zamanlar İstanbul’ da ki çöp sıkıntısını çözmek için boğaza çöpleri dökmeye karar vermiştik. Ben denizleri kirletme durumunu şuna benzetiyorum: Sizin hizmetçileriniz ve aşçılarınız var bunlar size yemek yapıyor. Anlıyacağınız sizi besliyor. Ama siz onlara eziyetler, işgenceler ediyorsunuz. Onlar da sizi beslemekten vazgeçiyor. Siz de aç kalıyorsunuz. Buda bizi besleyen denize işgence etmemize benzer. Hem bizi beslesin diyoruz hemde onu kirletiyoruz, kaçak avcılık yapıyoruz. Denizlere olan saygımızı sevgimiz arttırmalıyız. Onlar bizim can damarımız.
Dünyada et azaltıcı politika uygulanması gerekmektedir. Nedeni ise herkes ete yöneldiği zaman hayvan sayıların da artış görülecektir. Bu hayvanların da çok özür dileyerek söylüyorum dışkıları vardır biliyorsunuz ki. Örneğin bir çiftlik de 300 hayvan varken ete olan talep arttığında çiftlik sahibi insanların ete olan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çiftliğindeki hayvan sayısını 300’den 500’e çıkartması gerekecektir. Böylece hayvanların dışkılarından çıkan CH4 gazı emisyonu dahada artacaktır. Bunu birde tüm dünyadaki çiftliklerde göreceğimiz için doğaya salınan CH4 gazı emisyonu büyük bir artış gösterecektir. İklim değişikliğin de hızlanmaya yol açacaktır. Elimizden geldiğince balık, et ve tavuk ürünlerini kullanmayı normal bir insanın günlük ihtiyacına göre ayarlayıp ona göre tüketmeliyiz.
Suyumuza verdiğimiz önemi daha da arttırmalıyız. Çünkü 1 litre atık suyun arıtılması için 8 litre temiz su gerekiyor. Tasarruflarımızı evde, işde, çarşıda ve günlük hayatımızın heryerin de arttırmalı ve etrafımızdaki insanları bilinçlendirmeliyiz. Son yüzyıl içinde dünyanın nüfusu 3 kat artarken suya olan talep miktarı ise 7 kat artmıştır. Devletimizin ise halkını eğitemlidir. Özelliklede çocuk ve yetişkin grubunu. Eğer çocukları eğitir ise onlarda çocuklarını eğiten bilinçli anne baba olurlar. Yetişkinleri eğitir ise anne babalar çocuklarına örnek olur. İkisi birden eğitirse hem gelecek için örnek anne-baba günümüz için ise bilinçli aileler meydana gelir.
Devletimizin özellikle çifçilere olan eğitim ve destek fonlarını arttırmalıdır. Dünyanın bilinçli çifçilere ihtiyacı var. Çifçiler tarlalarına olan su ihtiyacını karşılamak için kaçak su kuyuları açıyorlar. Konya Kapalı Havzasındaki 94 bin kuyunun 67 bini ruhsatsızdır. Bu ruhsatsız kuyulara dikkat edilmelidir. Nedeni ise bu yer altı su kaynakları nehirleri beslemektedir. Yer altı su kaynakları kurursa nehirler biyolojik devamlılığını sağlıyamaz ve oradaki bütün canlılar etkilenir. Birde şu konuya değinmek istiyorum. Türkiye’de ki sulanan alanların %97’si yüzeysel sulama yöntemi ile sulanmaktadır. Aslında bunun yerine hem doğa için hemde bitkiler için yararlı olan damla sulama sistemleri kullanılması gerekiyor. Su kapalı borularda iletildiği takdir de yüzeysel sulamadaki gibi su buharlaşıp uçmuyor ve sulanmıyacak alanlarda sulanmıyor. Hemde tarla havuz gibi olmuyor. Bitkinin ihtiyacı kadar olan su veriliyor. Aslında çifçide karlı neden mi çünkü fazla su harcamamış olup fazla fatura ödemek zorunda kalmıyor. Tarla havuz gibi sulandığında bitkiler için gerekli olan mineraller yer altı sularına karışıyor. Böylece toprak verimsiz oluyor.
*İnsanlık Nereye Gidiyor?
İnsanlık nereye doğru gidiyor diye sorsalar herhalde şunu söylerdim: ‘’Yaşadığı evi yıkmaya gidiyor.’’ Günümüzde doğaya verilen önem azaldı. Önceden merak ediyorduk. ’’Bu ne?, NEDEN?, Niçin? vb.’’ sorular soruyorduk. Neden vardı bunlar? Neden böyle? Gibi sorular günlük hayatımızdaydı. Şimdi ise bu merakımız azalıyor. Tabii haklısınız. Neden derseniz her yer beton olmuş. Toprağı, ağacı, çiçeği, böceği kaldırıp onun yerine sanki çok güzelmiş gibi beton döktük. Doğa yürüyüşü yaptığımız o güzelim dağlar, ormanlar önceden taş, toprak iken şimdi ise o yollar betonla doldurulmuş olup insanlara taşın, toprağın pismiş gibi bir algı oluşturduk. Eski bir kitap adı olan ‘’Araba Sevdası’’ günümüzde ise onun yerini ‘’Beton Sevdası’’ adını aldı. Bu her yeri betonlaştırma çabamız doğayla olan bağımızı kopartıp ona olan merakımızı da söndürmeye çalışmaktadır. Bu şehirleşmeden dolayı iklim değişikliğinin pek farkına varamıyoruz. Ama çok yakında farkına varacağız. Denizler yükseldiğnde, dünya ortalama sıcaklıkları 1-20C arttığında( Bu sayılar çok az gbi gözüksede aslında tümdünyayı kapsıyor ve etkiliyor olacak. Kışın kar yağmaz ilkbahar yağmur yağmaz hale getirebilir.) fark edeceğiz. İklim değişikliği aslında yağmurun hiç yağmaması (kurak geçmesi) yağdımıda bardaktan boşanırcasına (seller) yağdığı anlamına geliyor. İklim değişikliğinin etkileri yavaş yavaş gözükmeye başladı. Örneğin 2017 kışında kar Türkiye için anormal derece de fazla yağdı. Anormal kısmı bir anda tüm ülkenin karla kaplanmasıydı. İstanbul ise bu iklim değişikliğinden çok etkileniyor. İstanbul’da 2017 yılı Ramazan Bayramı’nda çok sıcak olmuştu. Aşırı derece de bir sıcağın ardından yağmur yağdı ve İstanbul sele teslim oldu. Aynı seneryo 1-2 ay içerisinde bir daha tekrarlandı. Sıkıntılar bir bir gelirken bizlerin böyle iklimin değiştiğini film izler gibi baktığımız acı bir gerçektir.
Her evde 1 araç yerine 2 araç bulunuyor. Ama 1 tane bulunsa hem fazla yakıt ve araç masrafı yapmış olamazdık hemde iklim değişikliğine dur de demiş olurduk. Örneğin toplu taşıma sistemlerini kullanmak da en faydalısıdır. Ateş yerine elektirikli ocak kullanmak daha mantıklıdır. Kömür yerine doğalgaz. Isı mantolama sistmeleri kullanarak daha az yakıt kullanmış olup hem daha az yakıt harcamış oluyor hemde tasarruf ediyor olurdu. Aslında yapabileceğimiz bir sürü iş var. Eğer herkes elinden geleni yapabilmiş olsa devlette destek verecek ve hatta kendiside adımlar atacak olsa büyük bir başarı sağlamış oluruz. Önmeli olan başlamak ve örnek olmak. Tek isteğimiz bu işi canı gönülden yaparsak başarılı olacağımızdır.
*Peki oldu da dünya yı kurtaramadık? Ne yapacağız?
Bu bizim en son tercihimiz olmalıdır. Ne den derseniz iklim değişikliği hala yenilebilir bir durum da. Örneğin dünya ozon tabakısının delinmesinden dolayı bir önlem almıştı. Bu önlem aslın da deodorantlardaki ozon tabakasını delen, zedeleyen gazların kullanılmaması içindi. Bu anlaşma da deodorant da az zararlı gazları kullanılmaya ve buzdolaplarında ki gazların yerine daha az zararlı olan gazlara tercih edilmelerine teşvik ediyordu. Ve başarıldı.
Sorumuza dönecek olursak gerçekten de geç kaldık diyelim. Tabii ki bu seneryo günümüz için geçerli. Zamanımız tükenmek üzere bir an önce dünyayı terk etmeliyiz. Başka yıldız sistemlerindeki gezegenlere gidemiyoruz çünkü günümüz teknolojisi yetmiyor. Teknolojimiz başka yıldız sistemlerine gidemiyecek kadar çok kötü. Aslında biz insanların gidemiyeceği kadar kötü. Makinelerimiz yani icatlarımız gidebilecek kadar iyi. Neyse ayrıntı kısmı burası. Ne yapacağız peki?
Seneryo-1: Dünya yaşanılmaz bir hal aldı. Ve bilim insanlarının konturolü altın da yaşıyoruz. Bilim insanları açlık sorununu çözmek için büyük binalar inşa etti. Oralar da bitkiler yetiştiryoruz. Karnımızı doyuruyoruz. Su sorununu denizlerden ve havadaki nemden çözdük. Su kısıtlı sadece içmek için ve az bir miktarda bitkilerimizin için su var. Kirli su ile bulaşan salgın hastalıklar artmış ve dünya ekonomik, gıda, su, ticaret gibi bölümlerde büyük sıkıntılar içinde. Bilim ve teknolojimiz iyi diyebiliriz. En çok da ona fon ayrılıyor. Sağlık alanına ikinci olara fon ayrılıyor. Teknoloji ve bilime oranla çok az. Artık büyük devletler yani sözü geçen devletler başka bir gezegen ihtiyaç olduğunun farkın da. En yakın gezegen olarak MARS. Mars’a yerleşmek için büyük projeler hazırlanıyor.
Seneryo-2: Marsa uzay gemileri gönderiliyor. Bu gönderilen ilk uzay gemisi sınıfına A sınıfı diyelim. (Kalite açısından değil.) Bu A sınıfı uzay gemileri biz insanlar için barınak, tarım alanı, su üretim merkezi, sağlık bölümü, araçlar, iletişim kuleleri ve binaları, yollar, uzay gemileri için kalkış-iniş yerleri gibi binalar için malzemeler gönderiliyor.
Seneryo-3: Bu binaları ve yerleşkeleri inşa eden ve yapan makinelerimiz ve robotlarımız var. Bunlar bizim için hazırlık yapıyor. Sonra B sınıfı uzay gemileri bizleri Mars’a götürüyor. Tabiki bu arada Mars’ta bir küçük şehir kurulmuş. Günümüzde şehirler diyince koca koca binalar geliyor ama aslında bu Mars’ta ki ilk şehir, dünya için bir köy sayılabilir. İnsanlar Mars’a gönderiliyor. Mars’ta ki insanlarımıza MARSLI’lar diyelim. Marslılar oralar da kendi binaların da tarım alanları elde ediyor. Sularını atmosfer den elde ediyor. Bu hazırlıklar hem kendileri için hem de Dünya’dan Mars’a B sınıfı uzay araçalarıyla yollanacak yeni ekipler için hazırlık. Kendileri için hazırlık yapmalarının sebebi A sınıfı uzay gemileriyle gönderilen yiyecek depoları tükenebilir. Sadece 1-2 yıl dayanacak kadar depolar dolu. Dünya’dan Mars’a yollanacak ekip için hazırlık ise nüfüsları 1-2 katına çıkacak. Hem yeni elde ettikleri gıdaları depo edecekler hemde bir kısmını yiyecekler. Ayrıca Dünya’dan malzeme yollanmaya devam ediyor. Yeni tarım alanları elde ediliyor yeni su üretim merkezleri yapılıyor. Bir yandan da yeni gelecek ekip için yeni barınak yerleri ve sağlık hizmetleri bölümleri yapılıyor. Ayrıca okullar yapılıyor. Çünkü doktorlar, mühendisler ve en önemliside bilim insanları yetiştirilmesi gerekiyor. Daha Mars’ta doğan çocuk yok çünkü insanlar daha ortama uyum sağlıyamadı. Barınaklardan tarım alanlarına giderken bile özel basınçlı kıyafetler giymemiz gerekiyor. Ya da yen tüneller inşa etmemiz gerekiyor. Bazı yerler de tüp geçiş sistemleri var ama bazı yerlerde de hala kıyafet giymemiz gerekiyor. Dünya’da ki vücudumuza uygulanan 7 kg’lik basınca alışkınız. Mars taki oran ise daha düşük sebebide bu. Bu ara da Marslılar yeni ve kocaman bir bina inşa ediyorlar. Bu binanın amacı bitkilerle oksijen üretmek. Şöyle bu binanın içine bir sürü yüksek seviye de oksijen üreten ağaçlar ekiliyor. Mars’ta ki CO2 alınıyor binanın içine aktarılıyor. Bu CO2 O2’ye dönüştürüp O2 ihitiyaçlarını karşılıyorlar. Bir başka binada meyve ihtiyaçlarını karşılamak için ağaçalr ve tarımsal bölgeler yapılıyor.
Seneryo-4: Yeni ekip geldi artık araların da genç nüfüs var 18-30 yaş grup. 30 belki 18’e göre yaşlı sayılabilir am 18 yaş grubu eğitimlerini tamamlayıp Mars’ı keşfetmeye başlıyacaklar. Fizik alanların da, biyoloji alanların da, kimya alanların da ve marsın coğrafi alanlarını keşifler yapacakları bir ekip kurulmuş. Hala çocuk yok çünkü Mars atmosferi insan vücüduna uyumlu değil. İnsanlarda pek uyum sağlıyabilmiş değil ayrıca. Bazenleri Dünya’dan yiyecek ve aletler yollanıyor. Çünkü tam olarak yiyecek üretemiyoruz. Bozulan tadilat gerektiren ve ömrünü tamamlayan makineler var. Biliyorsunuzdur sera etkisi gezegenin sıcaklığını arttırır. Mars’ında sıcaklığı arttırılması gerekiyor. Ve artık atmosferdeki nemden su üretmemeliyiz başka yolla bulmalıyız çünkü tükenme noktasında. İlk önce atmosfer kalınlaştırılmalı burada Stephın Petranek’in tekniği olan uzaya yansıtıcalar eklenip Mars’ın kutupların daki kuru buzları (donmuş karbondioksitleri) eritip sera etkisi oluşturuluyor. Gezegen ısınınca da donmuş olaran toprağın altın daki su ısınıyor, eriyor. Göller ve denizler oluşmaya başlıyor.
Seneryo-5:Gezegen ısındı ve atmosfer kalınlaştı sorunlar neredeyse kalktı. Sadece bir sorunumuz var. O da radyosyon. Bu sorun Marslıları kanser edip sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sorunu da şununla çözüyoruz. O da yine Stephın Petranek’ın çözümüyle. Radyosyon dan koruyucu bölgeler elde ediyoruz. Artık vücüdumuz uyum sağladı ve Mars’ta ki basınç dünyadakine benzemeye başladı. Kıyafetleri çıkartıp artık normal Dünya’daki gibi T-short, gömlek pantolon, etek, elbise giyebiliriz. Mars’ta yeni yerler keşfettik Oliympos Moons Dağına tırmandık. Yen mağralar keşfettik. Ve köy artık bir şehir halini aldı.
Dünya’da ise durum gittikçe kötü durum da. Bir önce insanlar Mars’a gönderilmesi lazım.
Seneryo-6: Yıllar sonra tüm insanlar Mars’a göderiliyor. Bu ara da Dünya’yı terk etmeden önce her yeri temizledik ve ağaçalar diktik. Neden mi? Nedeni şu: Biz Dünya’yı terk etmeden önce kirletip ağaçları olabildiğince yok etmiş olarak bırakmış olursak doğa kendini çok uzun bir zamanda tamir edecekti. Eğer etrafı elimizden gelebildiğince temizleyip ağaçlandırma çalışmalarını arttırırsak Dünya kendini kısa bir zamanda tamir edebilecek. Bu kavramları size açarak anlatmak isterim size: Kirli ve ağaçsızken 200 yıl da kendini tamir edebilir dünya eğer yeterince temizler ve ağaçlandırırsak bu tamir süresi 200’den 100 yıla düşecektir. Bu sayılar az gibi gözüksede tahmini olarak verilmiş sayılardır. Bu sayılar 300’den 200’e kadar olabilirdi.
Size anlattığım bu seneryoda çok uzak bir gelecekten örnekleri vermiyorum. Çok yakın bir gelecekten size örnekler veriyorum. Hem de çok yakın. 2020-2040 yılları gibi. Bu seneryonun belli yerleri çok uçuk noktalar gibi gözükse de aslın da bize en yakın olan noktalar. Ben sizlere elimden geldiğince en iyi şekilde anlatmaya çalıştım gerisi sizin hayal gücünüze kalmış. ‘’Mükemmel hayal gücü mükemmel icatlara ışık tutar. Mükemmel bir hayal gücü mükemmel geleceklere yolculuk yapmanızı sağlar.’’

Etiketler
Daha Fazla Göster

Yusuf Konca

Gumbuz Medya'nın kurucularındandır. Ayrıca gumbuz.com'da yazarlık, fikir ve proje danışmanlığı yapmaktadır. ISP ROKET'in sahbidir. Bilim insanı adayı...

İlgili Makaleler

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Başa dön tuşu
css.php
Yazı Tipi
Renk Değiştir
Kapalı
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün
%d blogcu bunu beğendi: